Geceydi...Bütün insanların çırılçıplak olduğu bir zamandı. Onları
düşünüyordum; gümüş tepsilerdeki kristal kadehlerden zamanı yudumlayan
insanları düşünüyordum. İrili ufaklı aynaların karşısında enseleri bembeyaz
kadınlar boyanıyordu.
Uzun uzun parmakları vardı kadınların ..Öpülmeye alışmış olgun dudakları
vardı. Kocaman kocamandı kalçaları. O kadınları düşünüyordum.
Bir kurt bir geyiği kovalıyordu yüreğimde. Geyik soluk soluğaydı, yorgundu,
bitkindi. Karların üzerinde akıp giden bir yıldız gibiydi. Koşuyordu. Koşmak
kurtuluş değildi belki, ama bir ümitti. Koşmalıydı. Oysa birer namlu ağzıydı
kurdun gözleri. Avına güvenle, şehvetle yaklaşıyordu. Yeni bilenmiş, sedef
saplı bıçaklara benziyordu dişleri , bütün dileği et ve kandı.İstese geyiğe
hemen yetişebilirdi, ama uzasın istiyordu bu şehvetli koşu,bu bütün
damarlarına yayılan sarhoşluk bitmesin istiyordu.Ben seni düşünüyordum. Çünkü
geceydi. Sevişme zamanıydı insanların. Yalnızdım. Beni kuşatan duvarlar birer
beyaz çarşaftı bu saatte. Kapılar tüylü, yumuşak battaniyelere benziyordu.Ben
seni düşünüyordum. Kim bilir ne güzeldin soyunduğun zaman? Nasıl kadındın?
Nasıl öpüşürdün kim bilir? Nasıl kadın kadın kokardı her yerin? Tutup
avuçlarıma sığdırıyorum seni, gözlerime, dudaklarıma sığdırıyorum.Sensiz
kahrolmak vardı. Seninle yaşamak vardı dolu dizgin.
Seninle her gece birbirimizi yenilemek vardı odalarda. Odalara sığmamak
vardı. Bir sel gibi taşmak vardı gecelerden.Elimi uzatsam tutabilirdim seni.
öyle yakındın. Zamana kokun sinmişti.Belki de uzaktan günlerce koşsam
yetişemezdim sana. Zamana kokun sinmişti.Tuttum resmini indirdim duvardan.
Duvar ağlamaya başladı.....
2.MEKTUP
Aramak... Ömür boyunca aramak... Yalnız seni aramak.. Paslı teneke kutularda,
küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra
vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar?
Seni arıyorum ya. Belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun
işime giderken. Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı... Beni bekliyorsun
yada bir başkasını, bir başkasını..
Hiç gel demeyeceğim sana.. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne
duruyor? Yok yok birden karşıma çıkma. Kaç saklan Seni aramak istiyorum.
Git bu şehirden haydi git. Dağlara çık, o uzak dağlara. Rüzgarların
krallığında hüküm sür. Baktın ki oraya da geldim, yine kaç. Başını al açıl
denizlere. Gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana götürmeli seni,
dilediğin yerde demir atmalı. Ben küçük bir balıkçı kayığı ile peşinden
gelsem yeter. Seni arıyorum ya!
Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne
aradığını bilmeli. Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları
üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. Yalınayak koşmalı yollarda,
ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı
kavrulmalı. Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. Buzlar
kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.
Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Ayaklarını Afrika'dan
getirip bir kağıt üzerine yapıştırmalıyım. Saçların Sibirya’da olmalı
dudakların Çin’de. Gözlerin Hindistan'da bir mabudun gözleri olmalı. Ellerin
İtalya'da bir heykelin elleri. Bulursam seni parça parça bulmalıyım. Yine de
bir yerin eksik olmalı. Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.
Ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim..
3.MEKTUP
Gelme diyecektim, geldin. İyi ettin geldiğine. Neredeyiz? Bir şehir yanıyor,
dikkat et. Tutuşabiliriz. işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına,
saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum,
yanıyoruz.
Aranmakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yinede memnunum. İyi ettin
geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver,
ellerini. öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni.
Titreme, yanıyorsun. Koluma yat, sağ erkek koluma, güçlü erkek koluma.
Dağılsın saçların, bırak. Nasıl olsa onları da öpeceğim tutam tutam. kulak
memelerini, gür kaşlarını dudaklarını da öpeceğim. Dolgun dudaklarını seven,
gözlerini, artık yaşamıyoruz. Belki de yaşamak bu, bizim bilmediğimiz.
Öyleyse yeni yeni başlıyoruz yaşamalara, derin nefes almalara, o ölümsüz
olmalara. Bir ekşi elma ısırıyordum, dişlerim kamaşıyordu omuz başlarını
gördükçe ve biraz sen oluyordum sevdikçe, sevildikçe. diyordun, inadına
yakıyordum. Yalvarıyordun, çıldırıyordum. Hiç ağlamadın. Ağlasan ne
değişecekti. Ama ağlamadın işte yükseldin, yüceleştin. Tanrılaştın bir yerde.
Öyle güzeldin anlatılmaz. Anlımdan ter boşanıyordu, saçlarım yapış yapış
olmuştu. Yüz merdiven inip yüz merdiven çıkıyordum bir dakikada. Derin bir
kuyudan su çekiyordum. Bir mağara ağazından sana sesleniyordum. Karanlıklar
içinde birbirimizi aydınlatıyorduk. Sağır bir zamandı yaşadığımız. Sağır ve
merhametsiz. Kör bir geceydi yumruklayan kapıyı, kör ve dilsiz.
Artık hiç sönmeyecektik biliyorum....
4.MEKTUP
Senden hiç ayrılmamak vardı. Zamanı durdurmak, bütün saatleri parçalamak
vardı. İsyan içindeydim. Neydi bu çaresizlik? Bizi çepçevre saran bu dört
duvar neydi?
Bir ara Tanrıyı düşündüm, peygamberleri, dinleri, kitapları düşündüm. Boş
inançlarımız mıydı çaresizliği yaratan? O bizim eserimiz miydi? Öyleyse neden
bizden büyüktü, güçlüydü? Bunca yıl neyi aramış, kimi özlemiştim? Madem ki
benim olmayacaktın neden seni karşıma çıkardılar? Kim yaptı bunu? Bu
kötülükler kimin eseri? Tanrının işi yokta bizi mi görsün? Öyleyse kime
inanacağız? O kitaplar ki sabırdan bahsediyor. Ama ne kadar? Nereye kadar? O
dinler ki duadan bahsediyor. Kime, niçin ve ne zaman? O peygamberler hiç
sevmediler mi? Ben sana inanıyorum kitaplara değil. Ben seni istiyorum. Dua
değil. Sabır değil. Artık gideceksin , biliyorum, vakit geç oldu. Yatakta
izin kalacak, havada kokun ve yastığın üzerinde bir iki tel saçlarından.
Telaş içinde giyinmeye başlayacaksın. <çoraplarında eğrilik var>diyeceğim,
düzelteceksin. Dudaklarını boyarken, eğilip ensenden öpeceğim. İçin sevgiyle
dolacak. Gözlerin ışıl ışıl < üzülme, üzülme diyeceksin, yine geleceğim.> Ya
gelmezsen? Hayır hayır geleceğine inanıyorum. Yine gideceğini bilmek kötü.
Dayanılmaz bir şey bu. Hatırlıyorum; elini uzattın, dedin ve gittin. Gözden
kayboluncaya kadar baktım arkandan, sonra kapıyı kapattım, bir başka kapı
açıldı yalnızlığa. Yürüyemiyordum, oturamıyordum. Yattım, uyuyamadım. Sanki
yerçekiminden kurtulmuştum, boşluktaydım, ağırlığım kalmamıştı. Elimde, tam
nabzımın üzerinde bir saat işliyordu her şeyden habersiz.
Çıkardım, duvara çarptım, parçalandı ve durdu. Fakat sadece saatin sesiydi
kaybolan.
Yoksa zaman ilerliyordu..
5.MEKTUP
Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek
var,beklemek var. Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış
olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca
ya bekliyor ya bekletiyor insan. İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı
yaşantımızın. Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini,
konuşmasını, büyümesini.. Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını
bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Ya o? Ya o? İnsanlardan
dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça
huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da
ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu
gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız
bu. Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok. O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam
parçası. O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O tek güzel yönü
bekleyişlerimizin. İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız
özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu
var bütün çiçeklere
değişmem. Bir ışığı var. bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. Beklemenin
korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde
umut varsa, yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevmezdim ki!
6.MEKTUP
Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı. Bana kendini anlat.
Korkularını, dileklerini söyle bana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al,
istediğin kadar... Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte! Orada sevdiğin,
isteğin ne varsa al, senin olsun. Sana arzularımın ötesinden sesleniyorum.
Aydınlık! sen en güzel aydınlık! Bizi bırakma. Kalplerimizde girmediğin köşe
kalmasın. Çek, kurtar bizi insan yaratılılışımızın korkunç karanlığından.
İçimizde, ta derinlerde kükreyen o vahşi hayvanı sustur. Düşüncelerimizi
tırmalayan o kanlı pençeden kurtar bizi. Unutulmuşların dünyasında biz
unutmak istemiyoruz.
Haydi sevdiğim sen de aç yüreğini. Dostluğun o ölümsüz ışığı dolsun içine.
Saçlarımı okşadığın zaman, annemin eli sanmalıyım ellerini. Dudaklarından
yalnız aşkın hazzını değil, dostluğun doyulmaz içkisini de
içmeliyim. Bana önce insanlığımı öğret, bana unutmamayı öğret. Seni hiç
unutmak istemiyorum.
Bilinmeyen içkilerin en zevk dolu sarhoşluğunda yaşayalım seninle. Kurtulalım
bu korkulardan, bu
çaresizliklerden.
Beni hiç unutmayacaksan sev, usanmayacaksan sev. Birlikte yaşadığımız her
dakika ömrümüzün bir yılına
bedel olmalı. O dakikaları hatıraların sonsuz mezarlığına göemceksek hiç
yaşamayalım.
Önce zamandan kurtulmalıyız öyleyse. Birbirini yenilemeli saatlerimiz. Yarın
bu günü aratmamalı.
Yerçekiminden kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle. O dost zamanı, o
dostça zamanları.
Bana "gel" dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli. Yolları dakikalrla,
günleri kilometrelerle
ölçmemeliyiz. Beraberliğimiz, bütünlüğümüz hiç bitmemeli. O hiç sönmeyen
dostluk ateşinin çevresinde
hep böyle elele, dizdize olalım. Ne yağmur söndürmeli o ateşi ne rüzgar.
Yüreklerimiz hep böyle ışıl ışıl
olmalı alevlerinde.
Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini. Bana kendinden bahset. Hep ben ol,
durmadan ben ol istiyorum.
Dudaklarım kurudu bak! Bir yudum su ver güzelliğinin pınarından. Acıktım
dersem iyiliğinle doyur beni.
Üşüyorsam; yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın ellerim.
Benim olma demiyorum. Ama önce ben ol. İnan, ben hep sen olacağım, baştanbaşa
sen olduğum için.
Aşkta kaybettiklerimizi dostlukla tamamlayalım. Gel, aydınlık, bizi
bekliyor..
7.MEKTUP
Bugün bir yalnızlığa düştüm yine..
Başımı ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım. Önümde yarıya
gelmiş bir konyak şişesi ''Beni iç'' diye fısıldıyordu, ''Beni iç'' Sonra
yalvarmaya başladı: ''Ne olur'' dedi ''Ne olur haydi iç beni.'' Bir bardak
doldurdum, tepeme diktim. Şişe rahatladı, sustu.
Hani ellerimiz birbirine değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum. Hani
bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka türlü atması vardı yüreklerimizin,
onu hatırladım. Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşı karşıyaydık.
Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan. Gözlerim gözlerine soruyordu.
''Seviyor musun?'' diye. Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep
evet diyordu.
Oysa ki bir çok hayır diyen insanlar vardı çevremizde. Örneğin: bir çocuk
hayır, diyordu, bir kadın, bir adam, bir başkası hayır diyordu. Hayır`lar
arasında ezilmeye mahkumdu evet`lerimiz.
Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu ne olacak diye. Sigara üstüne
sigara yakıyordum, kadeh kadeh içki içiyordum; fakat bilmiyordum ben de ne
olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı. Durduramazdık onu, hükmedemezdik
ona. Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp gidecektik işte. Peki
anafor nerdeydi? Uzak mıydı? Belki çok yakındı kim bilir. Biz onu
göremeyecektik. O gözlerimizi kör ettikten sonra saracaktı bizi buz gibi
kollarıyla.
Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu. Denize akşam güneşi vurmuştu.
Renk renk kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar gördük. Uzakta
bir balıkçı ağlarını topluyordu.
Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk. Bir alacakaranlık bastı zamanı.
Gözlerim gözlerindeydi. Ellerini tuttum. titredin. Acı acı bir düdük öttü.
Bir şeyler koptu içimizden. Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı.
Şimdi o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum...
8.MEKTUP
Burası büyük şehir, günahkar şehri, o vurdum duymaz, o deli dolu şehir. Ben
bu şehirde sensiz yaşayamam. Bir gün kanıma girer şu kalabalık, şu caddeler,
şu tıklım tıklım gazinolar. Burası şarkılar şehri , resim gibi kadınlar,
kadın gibi erkekler şehri. Ben bu şehirde yaşayamam
İnsan bir vapur olmalı bu şehirde, bir tramvay olmalı, bir otomobil olmalı.
En iyisi bir bulut olmalı, gelip evinin üstünde durmalı. Madem ki bulut
değilim; ben bu şehirde sensiz yaşayamam.
Şehirlerde insanlara benzer. Gövdeleri, ayakları, dudakları, gözleri vardır,
yürekleri vardır, kocaman kocaman elleri vardır. Bu şehrin yüreği sende
çarpıyor. İnsan, sana kan taşıyan bir damar olamayacaksa;
bu şehirde yaşamamalı. Çekip gitmeli.
Şehirlerde insanlara benzer. Duyguları, açlıkları, uykuları vardır, kinleri
ve nefretleri vardır, aşkları vardır, büyük. İnsan aşık değilse, bu şehirde
yaşamamalı, çekip gitmeli.
Şehirlerde insanlara benzer. İnsan bir şehir olmayacaksa, senin içinde
yaşadığın; artık yaşamamalı buralarda, çekip gitmeli. Bir gününde dört mevsim
var bu şehrin. Her sokağında bir dünya var. Bütün sefaletiyle, bütün
çirkinliği ile, bütün orospuluklarıyla bu şehir baştanbaşa sevgi.
Bu şehir baştanbaşa sen.
Bu şehirde sevmeyen, ya da seni tanımayan yaşadım demesin.
Ölüler susmasını bilmeli....
9.MEKTUP
Bana çılgın diyorsun , seni sevdiğim için. Yanılıyorsun, sevmek çılgınlık
değil. Sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence. Biraz da yaklaşmamızdır
Tanrıya zaman zaman.
Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. O ot gelip, ot gidenlere
acımalı. Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Talihli insandır.
Çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır o.
Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan. Aşksa,
sevmektir. Durmadan, nefes alırcasına sevmektir. Sevmekle sevilmek ayrı
şeyler...Sevilmeyi çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek, daha da
yoğunlaştırmak onu elimizde değil. Oysa ki sevgimizi dilediğimiz gibi
yoğurabilir, dilediğimiz şekli verebiliriz ona.. Derinlikse derinlik,
yükseklikse yükseklik, genişlikse genişlik. Sevmekte gücümüz var, irademiz
var, aklımız var. Biz varız sevmekte. Sevmek yaratmaktır bir bakıma.
Sevilmekse yaratılmak.. Demek ki biz seninle birbirimizi yaratıyoruz
durmadan. Sen beni yarattıkça güzelsin işte ve ben seni yarattıkça güçlüyüm,
daha bir insanım.
Beni sevmeseydin yine bir şey değişmeyecekti benim için. Sen biraz eksik
kalacaktın biraz sen kaybedecektin. O kadar.. Şimdi insanların en güzeliyiz,
en iyisiyiz elbette. Seviyoruz seviliyoruz. Sevgimi anlamadığın ve ona saygı
göstermediğin anda ölebilirim .Karşılık vermediğin anda değil.
Birbirimizi yeniden yaratmaya devam edelim.
10.MEKTUP
Kimdi o ? Yanındaki kimdi? Ne konuşuyordunuz? İşte buna dayanamam.
Kahrolurum.
Dün gece ne yaptın? Nereye gittin? Ah otursaydın, beni düşünseydin ya?
Eğlenebildin mi bari? Yatarken ne okudun? Sonra iyi uyuyabildin mi? Rüyanda
neler gördün? Söylesene.. Anladım artık beni sevmiyorsun. Sevdiğini sanmakla
yanılmışım. Zaten çirkin bir adamım ben, sinirliyim. kıskancım. fazla
hisliyim. Suçluyum. Kendimi sevgilerimin bencilliğinden kurtaramadım. Zayıf,
bencil bir adamım öyleyse. Sonra yalancıyım, iki yüzlüyüm. Seninle konuşurken
seninle yatmayı düşünüyorum. Sevgiyle elini tuttuğum zaman, aslında
kalçalarını tutuyorum. bilmiyorsun. Kendime göre hesaplarım var benim.
Yanımda olman gurur veriyor,sevinç veriyor bana. Fakat sana kimse bakmasın
istiyorum, kimse konuşmasın seninle. Hep benim ol. Günün her saatinde ve
ölünceye kadar benim ol.
Beni seviyor musun? Evet mi? Öyleyse söyle. Kimdi o? Yanındaki kimdi? Nereye
gidiyordunuz? Seven zalimdir biliyorsun, aşk egoisttir. Sen zalim olma.
Anlamıyorsun, anlamıyorsun.... Biraz anla beni. Sana sitem etmeyeceğim artık.
Bütün suç benim. Seni bu kadar sevmemeliydim. Şu köhne ve utanmaz dünyada ne
bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevilmeye
hakkı var. Kendimizi ne sanıyoruz? Biz kimiz? Sus cevap verme. Teselliye
ihtiyacım yok.
Seni bu kadar sevmenin cezasını kendime ödeteceğim. Göreceksin...
11.MEKTUP
Dün bir şiir daha yazdım senin için. Önce tuttum karşıma oturttum
seni,konuşturdum, güldürdüm, ağlattım.
Her halin hoşuma gidiyordu. Kadındın, ama önce insandın. Güzeldin, ama önce
iyiydin. Elbette seni yazacaktım, senin için yazacaktım. Bana ''çok
yazıyorsun'' diyorlar. Bir insana ''sen çok yaşıyorsun, öl artık!'' denir mi?
Benim yaşamam ve şiirim birbirinden ayrı şeyler değil ki! Yaşarken şairliğimi
yaşıyorum ben. Yürürken, konuşurken, sevişirken hep şairliğimin içindeyim, o
da benim içimde.Birbirimizi tamamlıyoruz durmadan.
Sen hiç denize baktığın zaman bir orman gördün mü? Dağların gökyüzüne en
yakın olduğu yerde yeraltı nehirlerini düşündün mü hiç? Öpüşürken, sevişirken
açların, yoksulların yüreği çarptı mı sende?
Güldüğün zaman Afrika`da isimsiz bir zenciyi hatırlayıp, onun büyük acısını
duydun mu derinden?
Senin o güzel gözlerin bende yalnız seni görüyor. Seviyorsan beni seviyorsun,
beni istiyorsun benden.
Oysaki ben sende bütün insanlığı, güzelliği seviyorum. Al gözlerimi de
kendine bir benim gözlerimle bak.
Gör, ne kadar erişilmez, ne kadar yüce olduğunu. Her maddenin bir atomu
olduğu gibi bir şiiriyeti de vardır. Bilgin atomu parçalayan, sanatçı ise
şiiriyeti bulan, işleyen ve onu sanat haline getiren insandır.
Şiir bir köprüdür madde ile ruh arasında. Şiir güzelliğin en yoğun ifadesidir
ve nefes alışıdır duygularımızın.
Atom gücü, elektik gücü gibi bir de şiir gücü vardır dünyada. Sanatçı bu gücü
ellerinde tutan kimsedir işte. Onu şiir, müzik,heykel ve resim haline getiren
mutlu kişidir o..
Her zaman, her yerde söylemişimdir. ''Hayatımdan şairliğimi çıkarırsanız
geriye önemli bir şey kalmaz'' diye. Yazmamı bana çok görmeyin....
12.MEKTUP
Korkuyorum. Ölmekten mi? Hayır, yokluktan. Ölmek nihayet birkaç dakikalık
mesele. Yürümek, uyumak gibi basit bir şey. Ama yokluk; ölüm. Evet ölmek ve
ölüm ayrı şeyler bence. Biri sonun başlangıcı biri de son ve yokluk. Ölmekte
şiir var, duygu var, anlam var. Ölüm, sadece karanlık, boşluk, anlamsızlık.
Doğmak başlangıcı yaşantımızın ve çilemizin. Ölmek, sonuç. Ölümse; öldükten
sonraki zaman. O dizgin vuramadığımız at, asla sahip olamadığımız kadın.
Ölmek elimizde, ölüm tanrının sırrı, bedeli, var oluşumuzun.
Ölümsüz olmalıydı ölmek dünyada. İnsan dilediği anda ölmeli, dilediği anda
yaşamalıydı. Ölümün gelmesini bekleyenler, ölmeyi bilmeyenlerdir. Yaşamamız
tanrının bileceği birşey, zamana hükmeden o, ölüme hükmeden de o. Yalnız
ölmek bizim. Onunla yetinmek kalmış bize bu ölümlü dünyada.
Bu tek hakkımızı da suç saymış bizden önce gelenler. Suç işlemişler,
günah demişler. Yaşatmışlar, yaşamışız, öldürmüşler ölmüşüz. Nerede kaldı
bizim üstünlüğümüz? İnsanlığımız, zekamız nerede kaldı? Bitkiler, hayvanlar
diledikleri zaman ölemiyorlarsa insan olmadıkları içindir.
Ölmek asla şerefsizlik değil. Yalnız yaşamaktan korkanlar, yılgınlar mı ölmek
isterler sanıyorsun? Cesaret, başkalarına kötülük etme bahasına da olsa
yaşamak mı? Cesaret, sürekli bir aldanmaya boyun eğmek mi? Durmadan aldatmak
mı cesaret?
Kötü, korkunç bir dünya üzerinde yaşıyoruz. Bütün çabamız kendi kendimizi
bitirmek ve son vermek insan nesline. Öyleyse bir adam eksilmiş olsa bu
şuursuz kalabalıktan ne çıkar?
Hatırlıyor musun? Bir şiirimde; ''Bir yere kadar yaşamak güzel, ama bir yerde
ölüm güzel oluyor!''
demiştim.
İşte bugün ölümün o güzel olduğu yerdeyim..
13.MEKTUP
Ölmedim işte. Ölemedim. Demek ki yaşamam gerekliydi. Bir gizli kuvvet olmalı
bizi yaşatan. Yaşamakla ölmek arasındaki maceramızı düzenleyen
çaresizliğimizi her yerde yüzümüze tokat gibi indiren bir büyük kuvvet
olmalı. Şimdi seni daha çok seviyorum. Meğer ölüm senin kadar güzel değilmiş.
Şimdi güzelliğin daha yakıcı, daha alımlı.
Bütün neden`ler senin için yaşamayı gerektiriyor şimdi. Nasıldım, nasıldım o
gece, o gün bilemezsin? Eski, taş binalar üstüme yıkılıyordu, başımda
parçalanıyordu vitrinlerin camları. Her taşıt beni ezip geçiyordu yanımdan.
İnsanlar alnımda yürüyordu çamurlu pis ayaklarıyla. Rüzgar gırtlağıma
yapışmış bir el gibiydi. Kitaplar, dergiler, gazeteler gördüm boyalı
dükkanlarda. Hepsi ölmek diyordu. Yalnız ölümdü gördüğüm kaldırımlarda. Artık
her şey boştu, yalandı.
Kirli bir çamaşırdı üzerimde yaşamak. Umutlarımı yitirmiştim. Arayıp bulacak
gücüm kalmamıştı. Öylesine yorgundum, bitkindim. Ellerimi sevmiyordum,
gözlerim utanç veriyordu gözlerime. Damarlarımdaki kan rahatsız ediyordu
beni. Ölmek, gitgide bir umut haline geliyordu içimde. Büyüyor, büyüyordu.
Boşlukta bir tel gerilmeye başladı... Gerildi, gerildi. Sonra kan rengi bir
karanlığa düştüm. Duvarlar kırmızıydı, yerler, masalar, sokaklar, insanlar
hep kırmızıydı. Ama karanlıktı yine, korkunç bir karanlıktı. Kırmızı sisler
içindeydim. Dört yanım denizdi, kıpkızıl.
Sonra rengi değişti çevremin. Bulutlar dağılmaya başladı. İlk gün ışığı
merhaba dedi pencereden, yeşil yapraklar el salladı. Bir adam uzun uzun
öksürdü. İlk ellerimi buldum vücudumda, derken ayaklarımı, gözlerimi,
dudaklarımı, saçlarımı buldum. Ve seni düşündüm.
İşte o zaman yaşadığımı anladım, utandım..
14.MEKTUP
Er geç beni affedeceksin. Bir şey beklemeden, bir şey istemeden affedeceksin.
Sevgin seni oraya götürecek. Düşe kalka ilerleyeceğin yollarda, taşlar
kanatacak ayaklarını. Issız, karanlık ormanlardan geçeceksin yapayalnız.
Sonra bir bataklık başlayacak gözün alabildiğine. Omuzlarına kadar yapışkan
çamurlara saplanacaksın. Durmadan yağmur yağacak üstüne, iliklerine kadar
ıslanacaksın, üşüyeceksin. Ahtapot elleri gibi uzun, pis sarmaşıklar
dolanacak ayak bileklerine. Dört yanında kara bataklık kuşları dönecek çığlık
çığlığa. Geçmiş zamanı düşüneceksin. O bir daha yaşanılmaz günleri, geceleri
düşüneceksin. Bataklığın son bulduğu yerde zift gibi koyu bir gece başlayacak
geçmiş gecelere benzeyen. Yürüyeceksin, ağır ağır ilerleyeceksin zamanın ve
gecenin ortasında. Keskin bir rüzgar çıkacak, merhametsiz kırbaçlar gibi
parçalayacak yüzünü.
Sonra bir dağ yamacına varacaksın, bitkin ve perişan.. Uzaklarda cılız bir
ışık göreceksin. Sen yaklaştıkça büyüyecek, sıcak kollarıyla saracak seni.
Fakat, sen o ışığın olduğu yere hiç bir zaman varamayacaksın ve bu gerçeği
anladığın anda yıkılacaksın, korku ve ümitsizlik saracak yüreğini,
ağlayacaksın.
İşte o zaman beni düşüneceksin, çektiklerimi, senin için katlandığım şeyleri
düşüneceksin. Bulutlar dağılacak. Seni nasıl sevdiğimi, nasıl
yüceleştirdiğimi, nasıl erişilmez ışık haline getirdiğimi birer birer
anlayacaksın.
Onun için beni affet demeyeceğim sana. Er geç anlayacak ve affedeceksin. Bunu
biliyorum. Karşılaşmamız kaderdi belki. Ama çektiğimiz çiledir, bizi
birbirimize yaklaştıran, o korkunç ümitsizlik, büyük çaresizliklerdir.
Acılarımızı yitirmeyelim..
15.MEKTUP
İlk defa göz göze geldiğimiz anı hatırlıyor musun? Kaçamak bir buluşmasıydı
bu gözlerimizin. Seni istiyordum, biliyordun... Bakışların duygulu,
anlayışlıydı, özlemliydi zaman zaman. Bakışların bir şarkı söylüyordu hiç
bilmediğim. Seni dinliyordum, bakışlarını dinliyordum. Dağbaşında apansız
karşıma çıkan bir pınardı sanki gözlerin. Eğilip su içmek istiyordum
kirpiklerinin arasından. İçimde yaktığın ateşi söndürmek istiyordum. Ama o
ateş gitgide büyüdü işte! Şimdi biraz da sen yan artık, benim yanacak yerim
kalmadı.
İnanamıyorum sen var mısın? İnanamıyorum bir türlü. Tuttuğum ellerin mi?
Öptüğüm dudakların mı? Kim bilir? Belki de yoksun, ben bir rüya görüyorum,
biraz sonra uyanacağım. Herşey ansızın silinecek. Ne saçların kalacak
ortalıkta, ne gözlerin. Yine kahredici yalnızlığıma döneceğim. Biraz daha
yıkılmış, biraz daha sensiz.
O gün ilk defa seni gördüm. Düşün sen dünyaya geleli beri kaç yıl geçmiş
aradan. Düşün ne kadar çok özlemişim seni? Öyleyse hiç gitme ne olur?
Vereceğin her kedere razıyım. Acıların en büyüğünü sen tattır bana,
zehirlerin en şiddetlisini senin elinden içeyim. Ama gitme ne olur?
Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu. Suya hasret, kurumuş bir ot gibiydim.
Yağmur olup yağdın üstüme, yeşerdim, filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat
verdin bana, koku verdin, renk verdin. Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son
defa yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım anlıyor musun? Çünkü senden sonra
kimse gelmeyecek, biliyorum. Kimseler çalmayacak kapımı. Gidersen beni bana
mahkum edeceksin, keşke ölsem diyeceğim o zaman, keşke ölsem!
Şimdi sendeyim, seninleyim, seni yaşıyorum. Beni bana bırakma! Senden bir
parçayım artık, belki de baştan başa sen oldum farkında değilsin. Beni bana
bırakma! Sen olduğun için mutluyum. Sen olduğum için de. İstersen ben olma.
Hiç benim olma. Ama bırakma beni ne olur? Beni bırakma!
16.MEKTUP
Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı. Bana kendini anlat.
Korkularını, dileklerini söyle bana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al,
istediğin kadar..Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte! Orada sevdiğin,
istediğin ne varsa al, senin olsun. Sana arzularımın ötesinden sesleniyorum.
Aydınlık! Sen en güzel aydınlık! Bizi bırakma. Kalplerimizde girmediğin köşe
kalmasın. Çek, kurtar bizi insan yaratılışımızın korkunç karanlığından.
İçimizde, ta derinlerde kükreyen o vahşi hayvanı sustur. Düşüncemizi
tırmalayan o kanlı pençelerden kurtar bizi. Unutulmuşların dünyasında biz
unutmak istemiyoruz.
Hadi sevdiğim sen de aç yüreğini. Dostluğun o ölümsüz ışığı dolsun içine.
Saçlarımı okşadığın zaman, annemin eli sanmalıyım ellerini. Dudaklarından
yalnız aşkın hazzı değil, dostluğun doyulmaz içkisini de içmeliyim. Bana önce
insanlığımı öğret, bana unutmamayı öğret. Seni hiç unutmak istemiyorum.
Bilinmeyen içkilerin en zevk dolu sarhoşluğunda yaşayalım seninle. Kurtulalım
bu korkulardan, bu çaresizliklerden. Beni hiç unutmayacaksan sev,
usanmayacaksan sev. Birlikte yaşayacağımız her dakika ömrümüzün bir yılına
bedel olmalı. O dakikaları hatıraların sonsuz mezarlığına gömeceksek hiç
yaşamayalım.
Önce zamandan kurtulmalıyız öyleyse, önce zamandan kurtulmalıyız. Birbirini
yenilemeli saatlerimiz. Yarın bu günü aratmamalı. Yerçekiminden
kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle. O zamanı, o dost zamanları.
Bana ''gel'' dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli. Yolları
dakikalarla, günleri kilometrelerle ölçmeliyiz. Beraberliğimiz, bütünlüğümüz
hiç bitmemeli. O hiç sönmeyen dostluk ateşinin çevresinde hep böyle elele,
dizdize olalım. Ne yağmur söndürmeli o ateşi ne rüzgar. Yüreklerimiz hep
böyle ışıl ışıl olmalı alevlerinde.
Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini. Bana kendinden bahset. Hep ben ol,
durmadan ben ol istiyorum. Dudaklarım kurudu bak! Bir yudum su ver
güzelliğinin pınarından. Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni. Üşüyorsam;
yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın ellerim. Benim olma demiyorum. Ama önce
ben ol. İnan, ben hep senin olacağım, baştanbaşa sen olduğum için. Aşkta
kaybettiklerimizi dostlukta tamamlayalım.
Gel aydınlık bizi bekliyor...
17.MEKTUP
Artık aldanmak istemiyorum. Beni sevgilerinin ölümsüzlüğüne inandır,
korkulardan, şüphelerden kurtar. Hiç aldanmamışların o engin iç rahatlığına
hasretim. Ayıkla, arıt beni.
Bütün insanlar aldanıyormuş, sürekli bir aldanmaymış yaşamak... Ne çıkar? Ben
artık aldanmak istemiyorum ya! Sen ona bak... Onun için seni erişemiyeceğin
bir yere çıkarmayacağım, olduğun gibi seviyorum seni. Olmanı istediğim gibi
değil! Hiç olamayacağın gibi değil. Neredeysen orda dur. Nasılsan öyle kal.
Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım
seninle. Yanımda olduğun zamanlar nasıl apaydınlık oluyorum, nasıl içim
huzurla doluyor, görüyor musun?
Gözlerimin derinliğine bakma; başın dönmesin. Gelecek günleri düşünme, korkma
büyük hazlar yaşamaktan. Erişemeyeceğin hiç bir mutluluk yok. <Yaşadım>
diyemeyeceğin hiçbir günün olmayacak benimle. Hiç aldatma beni, hiç yalan
söyleme. Bir gün aldatsan bile; aldandığımı senden öğrenmeliyim önce. O zaman
ölsem de mutlu ölürüm, inan. Biraz da olsa inanmış ölürüm. Aldanmak.... En
büyük yıkıntısı iç dünyamızın. Aldanmak.. Ses veren üç telimizden birinin
kopması. Aldanmak o en son, fakat en keskin kabullendiğimiz gerçek. Sen hiç
aldatma ne olur?
Yıkılışım da sevgim kadar büyüktür benim. Bırak kalbimden ses veren bütün
teller ben yaşadıkça sana inanmayı söylesin. Sana kayıtsız şartsız inanmak
olsun; bütün kazancım yaşamaktan. O zaman herşeye katlanırım. Korkulardan,
endişelerden uzakta her saniye yaşadığımı bilirim. Çaresizlikler beni
korkutmaz. Şu aşağılık dünyanın hiçbir acısı seni sevmeyi unutturamaz bana
artık.
İnanmak; seni düşündükce söylediğim bir şarkı olmalı dudaklarımda. İnanmak;
gökyüzünün en karanlık zamanında bile görebileceğim bir yıldız olmalı.
Dağlardan, denizlerden esen serin rüzgarlar gibi, senden gelen birşey olmalı
inanmak. Kimi gün kalem olmalı parmaklarımda, kimi gün kulağımda musiki,
gözlerimde ışık olmalı. İçtiğim suda, yediğim ekmekte sana tüm inanmanın
tadını duymalıyım. Her sabah ilk ışık sana inanarak yaşadığım mutlu bir gün
getirmeli bana. İşte o zaman yokluğuna bile dayanabilirim, özlemlerim daha
derin bir anlam kazanır. Seni beklerken şüphelerin o kahredici zehiriyle,
geciktiğin her saniye bir defa ölmem. Artık aldanmak istemiyorum. Seni
aldatmak zevkinden sonuna kadar mahrum edeceğim. Beni aldatmanın acısını da
sevincini de hiç tattırmayacağım sana. Çünkü, aldattığın zaman; yemin
ediyorum yeryüzünde olmayacağım. İnanmışlığım ölüme kadar sürsün bırak.
Zarımı son defa senin için atıyorum..
18.MEKTUP
Soruyorum, susuyorsun. Ben sükutun bu kadar anlamlı olduğunu bilmezdim. Bütün
sorularımın cevabını bir bakışla veriyorsun, kah bir gülüşle. Zaman zaman
gözlerinin içinde eriyip kaybolduğumu hissediyorum.
Yanımda olmadığın günler, geleceğin güne hazırlıyor beni. Yokluğuna böyle
dayanabiliyorum. Karanlıklar içinde her dakika gözlerinin aydınlık
bakışlarıyla doluyor içim. Aradığım her şey orada. Cevapsız kalmış bütün
soruları gün ışığına çıkarıyor gözlerin. Bekliyorum, geliyorsun. İşte diyorum
yaşamak bu. Sevmek, seni sevmekten başka bir şey değil. Hiç kimseyi bu kadar
özlemle beklemedim. Bu kadar inanmadım hiç kimsenin geleceğine. Onun için bir
gün gelmeyeceğinin korkusu kahrediyor beni.
Geleceğin mutlu ana yaklaşan her dakika yaşamaktan güzel, geçen her dakika
ölümden acı...Fakat gelişin her şeyi unutturuyor. Sıkıntılı öğle sonları
günün en yaşamaya değer saatleri oluyor sen gelince. Kızgın bir güneş altında
karlı dağ yamaçlarının serinliğini getiriyor ellerin. İstiyorum veriyorsun.
Verdiklerin bir bakıma iflası oluyor saadet anlayışımın. Böylesine büyük
hazların hayal bile edilemediği bir dünya üzerinde özlenecek başka saadetin
kalmadığını düşünüyorum. O zaman her şey siliniyor gözlerimden. Sensiz bir
yarının değersizliğini, çekilmezliğini daha iyi anlıyorum. Huzur seninle
kayboluyor, bütün sevinçler seninle gidiyor, sensiz bir kanlı gömlek gibi
giyiyorum üzerime yaşamayı.
Çaresizlik hiç bir zaman sen yanımda olduğun anlardaki kadar kötü ve
merhametsiz olmuyor. Yine de her öpüşümde bana ilahlara has bir güç, bir
büyük huzur veriyor dudakların. Ağlıyorum. Gidiyorsun. Ama sen gözyaşlarımı
görmüyorsun ki!
Ayrıldığımız yerde başlıyor yıkıntım. Kalabalık bir caddede, vapur
iskelesinde ya da bir kapı önünde; nerede olursa olsun ayrılığın bir tokat
gibi iniyor yüzüme. Kocaman, sivri bıçaklar gibi delik deşik ediyor vücudumu.
Her yer kan oluyor. Artık dayanamıyorum, artık dayanamıyorum. Ağlamak bile
kar etmiyor. Ben bu acılara, ben bu sürekli ölümlere önceden razı oldum.
Şikayete hakkım yok, biliyorum. İsyan etmem faydasız. Kendi kaderinin çizdiği
yolda yürüyor ayaklarım.
Yazıyorum, okuyorsun. Kimbilir ne dayanılmaz acılar içindesin sen de? Nasıl
her yerini, orada bir sigara söndürülmüşcesine yakan özlemler içindesin.
''Mümkün olsa hep yanında kalırdım'' diyorsun. '' Hiç senden ayrılmazdım, hep
seninle olurdum''diyorsun. İşte onun için sana hiç kızamıyorum ya! Bütün
isyanım çaresizliklere, bu kahpe imkansızlıklara. bu mesafelere. bu zamana ve
bu bizi çepeçevre kuşatan insanlara, onların pis kurallarına, beş para etmez
inançlarına. O demir parmaklıklara, ağır kapılara, kalın zincirlere, o
merhametsiz, çirkin gardiyanlara rağmen seni seviyorum.
Anlatamıyorum.
19.MEKTUP
En güzel beraberlik seninle olmak diyorum, nasıl en korkunç yalnızlık sensiz
olmaksa... Biraz önce buradaydın. Aradan geçen zaman henüz kokunu bile
dağıtamadı. Oturduğun koltukta ağırlığının izi duruyor. Dokunduğun her yerde
sıcaklığın var, baktığın her şey de aydınlığın.
Gittin mi? Ben şimdi yalnız mıyım? Duvarlar üzerime yıkılıyor, yüzümde
parçalanıyor aynalar, resim çerçeveleri. Tarifi mümkün olmayan bir boşluk
içindeyim. Gözlerim kapıda, belki yine gelirsin diyorum. Uzaktan ayak sesleri
geliyor. Sen değilsin gelen biliyorum, ama yine de bir ümit var içimde
vazgeçemediğim.
Bir sigara yakıyorum ve seni arıyorum dumanın havada çizdiği şekillerde.
Sonra ne yapacağını bilmeyen ellerime bakıyorum bir zaman. Ellerim hala
ayrılırken ellerine temas etmenin hazzı içinde şaşkın ve kararsız. Oysa , o
ellerle şimdi şiirler yazabilirim senin için, sana yokluğumun
dayanılmazlığını anlatabilirim.
Zaman hayli ilerledi. Evine varmış olmalısın. Kulağım telefon sesinde. Beni
aramanı bekliyorum. Telefonun her çalışında umutla uzanıyor ellerim ahizeye.
Oysa hep bir başkası çıkıyor karşıma. Kahroluyorum. Senden başkasının
varlığına değil, sesine bile tahammülüm yok artık.
Ağır dayanılmaz saatler geçiyor. Nihayet senin sesin telefonda. Beni anlayan,
o özlemli kısık sesin. ''Nasılsın'' derken bile yüreğimi heyecanla dolduran,
kanımı tutuşturan sesini işitmenin sevinci sarıyor her yerimi. Hiç bitmesin
istiyorum konuşmamız. Senden başka bir şey düşündüğüm yok, dünya umurumda
değil. Konuşuyor konuşuyoruz ve < Allahaısmarladık'' diyorsun. Sana
düşündüklerimi söyleyemiyorum.''Ne olur, yine gel ve hiç gitme artık''
diyemiyorum. Boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Ellerimde soğuk, hissiz bir
aletle yapayalnız kalıyorum. Biraz önce sesini bana ileten telefon düşmanım
şimdi.
Hırsla ve kinle bakıyorum bir zaman. Sonra sevdiğin bir plağı çalmak geliyor
aklıma. Birden seviniyorum. Herşeye rağmen yine seninleyim, ne iyi. Beşinci
senfoniyi dinliyorum. Odayı orkestranın güçlü, tanrısal sesi dolduruyor. Hiç
ayrılmadığımıza ve ayrılmayacağımıza inanıyorum. Yüzyılların ardından bir
Beethoven sesleniyor, isyan ediyor zamana. Ve sonra bir başka plakta Schumann
ağlıyor, ben ağlıyorum, uzaklarda sen ağlıyorsun. Aşkın ve sanatın
ölümsüzlüğüne bir kere daha inanıyorum.
Artık seni sevdiğime pişman değilim.
20.MEKTUP
''Duyarlarsa ?'' diyorsun. Duysunlar ne çıkar? Seven insanın bir suçlu gibi
ezik olması neden? Sevmek ve sevilmek hakkımızı kullanıyorsak bundan kime ne?
İnsan olarak aşktan başka övünecek neyimiz kaldı? Erdem yalan söylemek mi?
Hırsızlık etmek mi? Katil olmak mı ? Yoksa esirleri fırınlarda yakmak mı
erdem? Bir milletin gençliğini savaş meydanlarında yok etmek mi? Yalnız
sofular mı erdemli bu dünyada? Çıkarını düşünenler mi namuslu? Aşka saygı
duymayanlar utansın yaşadıklarına, sevenler değil.
''Görürlerse ?'' diyorsun. Oysaki kimse görmeyecek seninle seviştiğimizi. Bu
doyulmaz zevki kimseye tattırmayacağız. Seni benden başka hiç kimseyle
paylaşmaya razı değilim. Zaten sen bir bütünsün; bölünemezsin,
paylaşılamazsın ki! Ben hep sevdim sana gelinceye kadar. Seni sevmeye
hazırladım kendimi. İlk sevdiğim değilsin elbette, ama son sevdiğim
olacaksın. Seni tanımadan önce yalnız sevmenin hazzıyla doluydu yüreğim,
gururluydum, çünkü; seven bendim. Yalnız benim hakkımdı sevdiğimi
yüceleştirmek, onu erişilmez yapmak, ölümsüz kılmak benim hakkımdı.
Sevildiğimi, hele senin tarafından sevildiğimi anladığım anda gururum yok
oldu. Aşkın büyüklüğü karşısında eridiğimi hissettim.
'' Anlarlarsa ?'' diyorsun. Anlasınlar umurumda değil. Keşke anlayabilseler.
Herkesin seni olduğun yerde görmesini, bilmesini isterdim. Ben sende
yaşamanın kavramını buldum. İç aleminin sonsuz hazinelerini önüme serdiğin
zaman anladım yaşadığımı. Güzelliğinin manyetik alanından dışarıya çıkamaz
oldum. Hiç bir şeyden çekinme artık. Bak! Şimdi seninle vardığımız o yerde
kimseler yok. Yıldızların erişilmezliğinde, duyguların sonsuzluğundayız.
Zamanı aştık, en güzeli kendimizi aştık seninle. Onun için şimdi ilk defa
beni sevmek hakkını sana tanıyorum.
Anla, seni ne kadar sevdiğimi....
21.MEKTUP
Nerdesin? Günler var ki beni aramadın, yazmadın. Senden gelecek bir mektubu
bekledim boşuna. Önceleri içim umutla dolu, postacının kapımı çalmasını
bekledim. Satırlarınla aydınlanmasını bekledim bu karanlığın. Saatler
saatleri, günler günleri kovaladı. Gitgide büyüdü verdiğin yalnızlık, yüreğim
kahırla doldu. Ümit etmenin mutlu heyecanları, yerini tarifsiz bir hüzne
bıraktı. Kocaman, kalabalık bir şehirde yapayalnız kaldım işte. Nerdesin?
Beni unuttun demiyeceğim. unutmadığını biliyorum.Ama düşün ki, benden
uzaklaştığın her kilometre, sana olan sevgimi bir kat daha arttırdı. Senden
başka bir şey düşünemez oldum. Geri döndüğün zaman , eminim şaşıracaksın.
Böylesine mesafelerle büyüyen, zamanla derinleşen bir aşkın karşısında olmak
kimbilir ne kadar değiştirecek seni.. Yüzünde pembelerin en güzeli,
gözlerinde ışıkların en parlağı ile sevilmenin çok çok sevilmenin hazzını
yudum yudum içeceksin. Sevilen bir kadının mutluluğunu seyredeceğim sende.
Sevdiğim kadının ölümsüzlüğünü yaşayacağım.. Nerdesin?
Dün evinin önünden geçtim. Perdelerin kapalıydı, dolu doluydu gözleri
pencerelerin. Kapın sanki bir daha hiç açılmayacak gibi kapanmıştı sokağın
yüzüne. Kimbilir odalar, eşyalar ne haldeydi sensiz. Her dakika ayaklarının
güzelliğiyle mest olan halılar ne yapıyordu şimdi? Ya kokuna ve sıcaklığına
alışmış yatağın ne haldeydi? Baktım sen yoktun, duvarlar kararmıştı.
Sokağından yaşayan bir ölü gibi geçtim ve bir hüzün anıtı halinde bıraktım
evini. Nerdesin?
Meğer ne doldurulmaz bir derinlikmiş yokluğun. Kaderde bu sensizlik de
varmış. Her insanın yüzünde sana benzeyen bir şey aramak da varmış. Sesini
duymak varmış şarkılarda. bütün kitaplarda seni okumak varmış. Meğer ne
dayanılmaz bir şeymiş yokluğun. Kağıtlara seni yazmak varmış, renk renk
düşünmek varmış seni, çiçek çiçek koklamak varmış. Artık hiç yazmasan da olur
hiç gelmesen de.. Meğer ne türlü bir ölümmüş yokluğun.
Bir daha nerdesin demiyeceğim. Bendesin artık. Dudaklarımın değdiği
kadehlerdesin. Serin yağmurlar getiren bulutlardasın. Kah denizlerdesin, kah
rüzgarlardasın. Uzaktasın ama yine bu şehirdesin.
Gittiğine inanmıyorum. Gel demiyeceğim...
22.MEKTUP
Kalabalığın arasında bir Robenson gibiyim. Oysa çevrem her çeşit insanla
dolu. Kimi gösterişli, alabildiğine mağrur, kimi ezik ve yılgın. Kimi de boş
vermiş her şeye, gününü gün etmekten başka düşündüğü yok.
Şu adamı geçen yıl tanıdım; söylediğine bakılırsa, beni hiç kimse ondan fazla
sevemezmiş. Oysa ki istediği fiyat verilirse dostluğunu derhal satmaya hazır
olduğunu biliyorum. Fakat bile bile aldanmak da güzel. En feci şey insanın
artık aldanmayacağı yere gelmesi. İşte ilk ölümümüz orada başlıyor.
Ya öteki adam? O da dediğine göre en sadık ve vefalı dostlarımdan birisidir.
Yanındayken bana iltifatlar yağdırdığına falan bakmayın. Ben gider gitmez
arkamdan atıp tuttuğunu biliyorum. Fakat derim ya bile bile aldanmak güzel.
İşte bir başkası daha; Her halinden, samimiyet fışkıran bir adam.
Karşılaştığımız yerde en gürültülü bir şekilde sevgisini açığa vurmaktan
hoşlanır. En büyük zevklerinden birisi de beni dostlarıyla tanıştırmaktır.
Bundan aşırı bir gurur duyar. Fakat söylemediğim sözleri, yapmadığım şeyleri
uydurup yaymakta da bir eşi yoktur bay Samimiyetin.
Ve daha niceleri bay Canayakın, bay Hüsnüniyet, bayan Şiir Sevgisi, bayan
Hayranlık, hepsi hepsi benim dostlarımdır. Bir dediğimi iki etmezler görünüşe
bakılırsa. Oysa ki ben her zaman her yerde yalnızımdır. Bir çok şölenlerde
benim yerime adım oturur sandalyeye. Bütün ilgi adıma karşıdır. Adım sevilir
adım övülür, adım alkışlanır.
Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin. Çepçevre bir ilgi çemberi ile
sarıldığı anda kişinin aslında nasıl bir yalnızlık kuyusuna düştüğünü
göremezsin. Ün yapışık kardeş gibidir. Kurtulamazsın kaçamazsın ondan. Kendi
hayatını yaşayamazsın. Sen bile beni yalnız ben olduğum için sevemezsin
artık. Adımı benden ayıramazsın. Çevremdeki bütün insanlar aslında büyük
yalnızlığımın şahitleri bence. Ya da oynadığım yalnızlık dramının
seyircileri. Gözlerinden anlıyorum, biraz sonra hepsi sıkılmaya başlayacak,
birer birer terkedecekler salonu. Perde indiği zaman birkaç meraklıdan başka
kimse kalmayacak.
Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin işte. Ve asıl bilmediğin en büyük
yalnızlık da senin verdiğin yalnızlıktan başka bir şey değil. Senin
yokluğundan gelen o yalnızlık olmasa, öbür yalnızlıklar bana bu kadar
koymazdı.
23.MEKTUP
Senin için zalim dediler, demek zulmün de bu kadar güzeli olurmuş diye
düşündüm. Oysa bütün zalimlere karşı kinle doluydu içim. Ben hiçbir zulme baş
eğmedim, zalimlerden yana olmadım. Seni en istediğim anda gelmemen, geldiğin
zaman da bana acıların en büyüğünü tattırman belki zulümden başka birşey
değil. Fakat ne yapayım ki onu bile yakıştırabiliyorsun.
Çoğu zaman nasıl olsa öldüreceği avına gururla bakan bir panterin vahşi
bakışı var gözlerinde. İçinde ta derinde zulmün kıvılcımları yanıp sönerken
bile sana kızamıyorum, senden nefret edemiyorum. İnsanı büyülüyorsun.
Başdöndüren güzelliğinin karşısında asıl büyük zalimin tanrı olduğunu
düşünüyorum ister istemez.
Senin için ''yalan söylüyor'' dediler. Kimse farkında değil dudaklarında
yalanın ne kadar güzelleştiğinin. Yalansız bir seni düşünmeye imkan var mı?
Senden gelen bütün yalanlara razıyım. ''Seni seviyorum'' dediğin zaman, yalan
söylemiş olsan bile, bu sözü bütün gerçeklere değişmeye hazırım. Hiç bir
yalan bu kadar sevimli ve manalı olmamıştır dünya kurulduğundan beri. Yalan;
senin dudaklarında aydınlık, pembe şafaklara benzer. Sen yalan söylerken
gözlerin, gökyüzünün sonsuz karanlığında parlayan yıldızlar gibidir. Sen
söylediğin yalanlarla varsan; ben bütün gerçekleri senin bir tek yalanına
feda edebilirim. Sana ''yalan söylüyor'' diyenler; eşşiz dudaklarında yalanın
ne kadar güzel olduğunu bilmeyenlerdir.
Sana ''kalpsiz'' dediler. Üç milyar insanın yaşadığı bu dünyada çarpan bir
tek kalp varsa o senin kalbindir. Bir tek kalp varsa ; iyilik diyen, güzellik
diyen. aşk diyen o senin kalbindir. Bir tek kalp varsa yeryüzünde beni seven
yine senin kalbindir o. Bütün zulümlerine, bütün yalanlarına rağmen beni
sevdiğini biliyorum. İkimizi çepçevre kuşatan çaresizlikler içinde kalbin
hala çarpıyorsa beni sevdiğin içindir. Yoksa aslında bu yalan ve zalim
dünyada yaşanmaya değer bir tek dakikanın bile var olduğuna inanmak gerçekten
imkansız bir şey.
Aşkın seni sevmek olduğunu benden başka bilen varmı söyle? Seni zulümlerinle,
yalanlarınla kim bunca ilahlaştırabilir söyle? Söyle, sevdiğim benim, ömür
boyunca seveceğim benim; zulümsüz, yalansız bir dünyada yaşanır mı söyle?
24.MEKTUP
Seni kıskanıyorum. İçimde gururdan eser yok artık. Kıskançlığımın başladığı
yerde yüreğim tertemiz oldu, aydınlandı, pırıl pırıl şimdi. Gururum, zaman
zaman benliğimi saran kendini beğenmişliğim, güvenim ve inançlarım; hep
seninle yaptığım savaşta yenildiler. Bir kıskançlık hissi kaldı içimde
dipdiri ve her zamankinden daha güçlü. Kazandığın savaş onu da yenebildiğin
anda bir zafer olacak, ancak o zaman "Kazandım" diyebileceksin.
Fakat ben o duygunun, bende fethedemediği son kalenin o son kalenin asla
düşmeyeceğine inanıyorum. Bütün çabaların boşa gidecek, seni sevdikçe
kıskanacağım. Bir gün beni sevmemen bile bu savaşa tesir etmeyecek. O zaman
asıl büyük yenilgiye doğru sen gideceksin. Sevgimi karşılıksız bırakman bana
attığın son kurşun olacak. Açacağın büyük yaraya rağmen yıkılmayacağım,
ölmeyeceğim anlıyor musun? Yine seni sevmeye, yine seni kıskanmaya devam
edeceğim.
Beni tanımadan önce yaşadığın yıllar var ya; onları da kıskanıyorum. Düşün
bensiz yaşayacağın bir dakikaya bile tahammülüm yok artık. Bir gün güzel
bileğindeki küçük saati parçalayabilirim, bensiz bir zamanı sana bildirdiği
için. Mümkün olsa bütün o dakikaları, o günleri sana yeniden yaşatmak
isterdim.
Sana kıskanılmış zamanlar, mesafeler ötesinden seslenmek ne acı bilemezsin.
Seni gören, güzelliğini arzulu bakışlarla seyreden insanların da bu dünyada
yaşadığını düşünmek ne korkunç bir şey anlayamazsın. Hele seni başkalarının
da sevdiğini ve seveceğini bilmek ne türlü bir ölümdür düşünemezsin.
Kıskançlığım bir hayvanın dişisini kıskanması değil. Mayamızda olan arzunun
ötesinde bir şey bu. Ebediyyen sahip olmak hissinin çok üzerinde bir
ölümsüzlük çabası, bir sonsuzluk duygusu...
Seni kıskanıyorum. Verdiğin huzursuzluğa rağmen bir kadını kıskanmanın büyük
huzuru içindeyim. Oysa ben seni tanıyıncaya kadar kıskançlığı daima ilkel bir
duygu olarak düşünür, reddederdim. Bu davranış belki de o güne kadar
kıskanılmaya senin kadar değer bir insanı tanımamış olmanın verdiği
eziklikten gelirdi.
Şimdi o ezikliğin yerine bir kabına sığamamak var içimde, taşmak var.
Sevginle tamamlandımsa verdiğin kıskançlıkla bütünlendim.
Hep böyle kıskançlığımı besleyecek kadar güzel kal...
25.MEKTUP
Ne seni unutabiliyorum , ne senden kalanları...
Başımın içinde bir kanser tümörü gibi büyüyor büyüyorsun. Seni unutamamanın
verdiği acılara dayanamıyorum artık. Unutamamanın bu kadar kahredici,
çıldırtıcı olduğunu bilmezdim. Her yerde, her zaman benimle birliktesin, işin
kötüsü her şey seni hatırlatıyor. Kalabalıkta gelişigüzel söylenmiş bir söz
bile yetiyor seni düşünmeme. Yalnızlığımda ise sesin kulaklarımda çınlıyor.
Avuçlarının serinliğini hissediyorum alnımda. Yaşanmış zamanlar bir film
şeridi gibi geçiyor hafızamdan. Anılarımızı en küçük noktasına kadar birer
birer hatırlıyorum. İşte o zaman; bu seni unutamayan başı, duvarlara vura
vura parçalamak geliyor içimden.
Renklerin, kokuların, seslerin ve ışığın bile seni hatırlattığı bir dünyada
yaşamak, harikulade bir şey olurdu belki. Ama sen de unutmasaydın. Beni
unutmadığını sevdiğini bilsem her şeye katlanırdım. Unutamamanın biriktirdiği
o dayanılmaz acılar, unutulmamanın vereceği eşsiz mutluluğun içinde erir,
kaybolurdu. Sevmek bir bakıma unutamamağa mahkum olmaktır. Sevilmemişsek; bir
de unutulmaya mahkum oluşumuz var en hazini. İnsan, unutabildiği kadar
güçlüyse; unutamadığı ölçüde yıkık ve ezik kalıyor.
Beni sev demiyeceğim, ama onuda sevmemeliydin. İkimiz de olduğun yerden çok
uzağız. Güzelliğinin, büyüklüğünün yanında biz neyiz ki? Unutulmak; ikimize
de kadehlerden tattıracağın bir içki olmalıydı. O içkinin sefil sarhoşluğu
içinde seni düşünmeli, hep seni özlemeliydik. Unutamamak, sarhoşluğumuzu
kamçılayan bir kırbaç olmalıydı. Gitgide işleyen, büyüyen bir yara olmalıydı
tenimizde. Unuttuğunu her ikimizde bilmeli, fakat seni hiç unutmamalıydık.
Oysa şimdi unutulan da benim, unutamayan da. Ancak, bir kurşun atımı
uzaktasın benden, biliyorum ve ciğerlerime saplanmış bir kurşun gibisin hala.
Seni çıkarıp atmak da elimde değil, sana gelmek de...
Gelsen ne değişecekti ki? Beni hatırlayacak mıydın? Hatırlasan da sevinecek
miydin gelişimden? Gözlerinin içi gülecek miydi? Hiç konuşmadan ''ben de seni
özledim'' diyebilecek miydi ellerin? Hayır, değil mi? Öyleyse hiç
gelmeyeceğim sana. Böylesi daha iyi.. Gün oluyor; seni unutabilmek için bu
şehirden çok uzaklara gitmek istiyorum. Sokaklar, evler, caddeler, vitrinler
seni hatırlatmasın diye. Gün oluyor; anlıyorum senden ve bu şehirden kaçmanın
faydasızlığını. Çünkü; biliyorum nereye gitsem benimle geleceksin, ya da
gittiğim her yerde senden bir şey olacak.
Sen unuttun fakat unutulmadın. Bense unutulduğumu biliyor, fakat
unutamıyorum. İnan, unutabildiğim gün seni yeniden ve daha çok sevmeğe
başlayacağım...
SON MEKTUP
Bugün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum. Küllerini sana
göndereceğim.
İşte! Hepsi önümde duruyor. Şu resim çekilirken karşında ben vardım,
hatırladın mı? Üzerini ''Seni daima seveceğim'' diyerek imzalamışsın. Bu seni
en çok anlatan resimdi biliyorum. Bana en yakın olduğun resimdi... Karşında
ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi... İçin benimle doluydu, bakışların gibi.
Önce bu resmini yakacağım, bu en çok sen olan resmini. Sonra da diğerlerini
yakacağım. Hepsi birer birer kıvrılıp kül olacak sonunda.
Ya mektupların? Her birini çok çok öptüğüm mektupların... Satır satır içimde
çakılı duran mektupların. Onlar da yanacak. Senden madde olan hiçbir şey
kalmasın bende, istemiyorum. İçimde bıraktığın eziklik yeter artık. Artık
seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. Seni bütün arzuların üzerinde,
bütün özlemlerin ötesinde seveceğim artık. Sensiz bir dünya yaratacağım
senden. Dünya duracak ama sen durmayacaksın. Zaman bitecek, ama sen
bitmeyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık
vermeyecek, güneş doğmayacak hiç. Ama sen solmayacaksın, sen eksilmeyeceksin.
Seni maddenin dışına çıkarıyorum. Ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana..
Anlamıyor musun?
Daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum. Ellerini tuttuğum zamanlar
ürperirdim, başım dönerdi gözlerine bakınca. Dudakların her öpüşte yeniden
dünyaya getirirdi beni. Al işte, hepsini sana bırakıyorum. Güzelliğin de
senin olsun dişiliğin de.. Göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu
resimler gibi kül olup dağılacak. Bir tel bile kalmayacak saçlarından.
Niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün.. Önce güzeliğin terk edecek
seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. Boş bir
çuvala döneceksin. Gözlerinde o vahşi pırıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek
dudaklarının...Ama ben o halinle bile seni terketmeyeceğim. Çünkü benim
içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. Taptaze, sımsıcak ve korkunç güzel!
Yalnız benim gözlerimde bir manası olacak bakışlarının. Ben yok olduğum zaman
da satırlarımda yaşayacaksın. Hiç ihtiyarlamadan, hiç değişmeden, hiç
tükenmeden... Adım adınla anılacak, adın adımla..
Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi
yakardım. Şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan
ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen
alevler ta Allaha kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. Seni güçsüz,
zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için,
şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça, varlığım bütün
çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni
sevdiğim için yaşayacağım. Biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak
bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle onu sana
bırakıyorum. Hayatın senin olsun. İstersen hayatım da.. Ama sen kendinin bile
olamayacaksın artık. Ben yaşadıkca, adım söylendikçe...